2017 itibariyle hangi ulke Kurdistan karşıdır?

11 Ocak 2017 Çarşamba

Ahmed-i hani (Ehmedê Xani) kimdir

Kürdistan tarihindeki Kürt dili, kültürü ve edebiyatı için önemli bir köşe taşı olan Ehmedê Xané 1651 yılında şeyh İlyas’ın oğlu olarak Hakkari’nin Xani köyünde doğduğu belirtiliyor. Ancak bazı araştırmacılaragöre de Xané aslen Hakkari’li olup ailesinin 1592 de yerleştiği Serhat’ın bu günkü Doğu Beyazıt ilçesinin Dizasor’un (ortadirek ) da doğduğu söyleniliyor. Xani aşiretine mensup olan Ehmed’in adı zamanla Xani soyadıyla anılmış olmasının nedeni ise, o dönem Kürt halkının içinde bulunduğu koşullarla bağlantılı yerleşim alanından ve mensup olduğu aşiretsel bağlardan kaynaklı karşılıklı bağımlı ilişkilerden ötürü oluyor. Ancak bazı rivayetler Ehmed’in Xané soyadıyla anılmasının nedenini Hakkari’de doğduğu köyün isminin Xani olmasını gösterirken, bazıları da annesinin adının Xané olmasını neden olarak gösteriyor.
Ehmedé Xané ilk okumayı kendi evinden, o dönemin babası Şeyh İlyas’tan öğreniyor. Daha sonra önce Ahlat ve Bitlis medreselerinde öğrenim görüyor, sonrasında da Botan ve Mezopotamya’da devam ediyor. Küçük yaşta meraklı olan Ehmedé Xané Ahlat, Bitlis, Botan medreselerinde öğrenci olarak bir çok konuda öğrenim görüyor. Feqiye Teyran’ı, Ehmede Ciziri’yi araştırıp onların Kürt dili ve edebiyatı için yaptıklarına hayran kalıyor. Bununla da yetinmeyen Xané, diyar diyar dolaşarak bilimleri, bilinmeyenleri, öğrenme seferine çıkarak Şam, Halep, Bağdat medreselerinde filozofik çalışmaları, Hipokrat’ı, Platon’u, Aristo’yu, Farabi’yi, Şahabattin Sühreverdi’yi, Muhyettini Arabi’yi, İran, Kirmaşah,İsfahan ve Tebriz medreselerinde Ali Heriri’yi ,Firdewsi’yi,Ömer Hayyam’ı,Nizami’yi Cami’yi , okuyarak onları içselletirdiği söyleniliyor. Böylelikle yaşam felsefesini oluştururken hem ulusal, hem evrensel entelektüel değerlerden besleniyor.
Yaşadığı dönem koşullarında Kürdistan toplumunun içler acısı durumunu, Kürdistan’ın, dönemin egemen güçleri olan Osmanlı ve Fars devletleri arasında bölüştürülmüş olmasının toplumda yarattığı ruhsal parçalanmışlığı gözlemleyen Xané, kendiside bunun çelişkisini yaşıyor ve bu nedenle çözüm ve hakikat arayışını güçlendiren ve okuma, öğrenme ve yazmayı seven bir insan olarak Mezopotamya ve İran medreselerinde de İslam felsefesini, astronomi, şiir ve sanatın tekniğini, Suriye medreselerinde antik yunan felsefesini,öğrenmek için uzunca yıllar öğrencilik hayatı yaşıyor. Bazı araştırmacı ve yorumculara göre Ehmedé Xané’nin bu arayışı Mekke ve Mısır’a kadar uzanıyor.
1674 yılında Xani, İshak Paşa Sarayı’nın temeli atılırken orada olan Xané toplanan halka uzun bir konuşma yapıp, dua okuyarak topluluğun dikkatini çekiyor. Kendi hayallerine uygun Kürt halkının birliğini sağlayarak nitelikte önder kişilikler arıyor. O dönem Beyazıt’ta Muradiye camii’inde imamlık, Beyazıt Beyi Mir Muhammed’in yanında divan katipliğini yapan Xani, burada bir yandan Nubihara Biçukan’ın, Aqideya İmne’nin ve Mem u Zin’in birçok bölümünü yazarken, öte yandan mir şahsında Kürt aristokrasisinin işbirlikçi yüzünü, Kürt halkının içinde bunduğu ulusal parçalılık karşısında anlayış ve kavrayış noksanlığını tespit ediyor. Mirlerin Osmanlı genel politikasına bağlı olup, bey olmaktan, kendi ailesel, sınıfsal çıkarlarını korumanın ötesinde bir şey yapmadıklarını ve birleştirici olarak düşündüğü kendi ideallerine uygun önderliksel niteliklere sahip olamadıklarını acıyla görüyor. Ama yine de mirlerle ilişlilerini koparmayan Xani, gerek gençlik çağında uzun süre meclisinde bulunduğu Botan mirliği başta olmak üzere diğer mirliklerle ilişkiler içerisinde oluyor, mirlerin kendi dar çıkarları yerine birleşmelerini ve kendi egemenliğinde bulundurdukları Kürt toplumunun birliğini sağlamaları için çabalıyor. Ancak buna göç getiremiyor ve başarılı olamıyor. Ulusal birliğin, toplumsal özgürlüğün ve önderliğinin oluşumunun önünde yine zulüm saltanatlarıyla ilişkili olan mirlerin şahsında Kürt aristokrasisi ve onun işbirlikçi karakterinin engel olduğunu eserlerinde hayıflanarak anıyor.
Ehmedé Xané yaşadığı Kürdistan toplumunun parçalanmış ve Arap, Fars ve Acem ( Osmanlı ) lerce sömürge statüsünde bulunmasına hiçbir zaman tahammül edemiyor. Bu tahammülsüzlüğünü de “Ger dê hebûya me îttîfaqek Vêk ra bikira me înqiyadek Tekmîlê dikir me dîn û dewlet Teshîlê dikir me îlm û hîkmet” deyişiyle dile getiriyor. Yani Kürt toplumunun özellikle yazılı sanat ve edebiyatının olmayışının gelecek zaman için bir sorun yaratacağını görerek Kürtçe yazdığı şiirler ile Mem û Zîn destanında‘eğer bizimde bir hükmümüz, bir birliğimiz ve bir önderliğimiz olsaydı, biz de Arap, Fars ve Acemin egemenliği altında olmazdık. O zaman Kürtlerin edebiyat sancağını gök kubbeye dikerdim’ biçimindeki özlemleriyle birlikte işliyor. Çünkü feodal Kürt aristokrasisinin beyler- mirler paşalar şahsında Kürdistan toplumunu kendi dar çıkarları için kendi aralarında sömürgeci güçlerin gölgesinde paylaştırdıklarına tanıklık ediyor, ancak onlara direkten cephe açarak üzerine gitme gücünü kendinden bulamıyor. Çünkü örgütlü gücü bulunmamakta, kendisini de var olan önderliksel ihtiyacı karşılamakta yetersiz ve güçsüz görüyor. Böylesi koşullarda yaşayan Xani, 1683-4 yılında öncelikle Nubara Biçukan’ı ( çocukların taze baharı) gençlik çağı olan 1687 de, , Aqideya imane’yi (imamın Akideleri) ve kırk yaşının sonrasında da 1695’te Mem u Zin’i (onlar destanı) yazıyor. Bu eserlerin dışında 74 şiiri tespit edilmiş, yine Coğrafya ve Astronomi ile ilgili ‘Erde Xweda’ adlı eserinin var olduğuna dair yaygın kanı bulunuyor.
Ömrünün sonuna kadar kendisini fikirlerine adamış olan Xané, yaşamı boyunca hiç evlenmemiş, çocuk sahibi olmamıştır. Ancak yaşantısının son dönemlerinde kurduğu Xané medresesi’nde dersler vererek, Kürt çocuklarının yetişmesi için uğraştığı belirtiliyor. 1707 yılında Doğubeyazıt’ta vefat ettiği söylenen Ehmedé Xané’nin mezarı şu anki Doğubeyazıt’taki İshak paşa sayarının içerisinde bulunuyor.
Yazarlığa on dört yaşında başlayan Xané, cumhuriyetin kuruluşuyla başta Kürt medreseler olmak üzere tüm Kürt kurumlarını yasaklanma ( ve Kürt toplumuna kültürel soykırımı dayatması ) sürecine kadar Kürdistan’da bulunan medreselerde bir ekol olarak anıldığı, Kürt medreselerine edebiyat başta olmak üzere astronomi, doğal tıp, Batı, İslami ve tasavvuf felsefesi olmak üzere bir çok konu da nefes aldırmış, ön açıcı olduğu belirtiliyor. Ehmedé Xané bu yaptıklarıyla Kürt medreselerini, Kürt edebiyatına değerli hizmetlerde bulunan biri olarak, ardında değerli yazılı eserler bırakıyor. “MEM Ü ZİN” Xané’nin en zirve yapmış ve en beğenilen toplumsal sanat eseri oluyor. Kaynağı tarihin derinliklerine kadar uzanan Mele Ahmedé Ciziri’nin sözlü “Meme Alan” destanından ilham alarak o destanı yaşadığı çağın yaşantısını ve toplumsal sorunlarını ifade eden bir çözüm arayışına ve adresine kavuşturuyor. Egemenlerin inkar ve imhacı uygulamaları gereği hasır altı edilmiş olsa da, Xané’nin Kürt dili ve edebiyatı için yaptığı bu değerli çalışmaları günümüze kadar ulaşıyor

Caban el-kurdi (cebanê kurdi) kimdir

Caban el- Kurdî, Resûl-i Ekrem tarafından Bazen bölgesine atanan bir validir. Kendisi aynı zamanda İslam'ın ilk valilerindendir. Peygamber Efendimiz (saw)'in belki de tartışmasız en meşhur ve en çok konuşulan hadisi olan şu hadis-i şerîfini nakleden kişi, Kürt sahabe Caban el- Kurdî'dir: "Sizlere iki ağır emanet bırakıyorum, onlara sımsıkı sarılın: Biri Kûr'ân-ı Kerîm, öbürü de benim Ehl-i Beyt'im. Bu ikisi asla birbirinden ayrılmaz ve havzada birlikte bana gelirler." Tirmizî bu hadisi Cabir bin Abdullâh'tan, o da Caban el- Kurdî'den nakletmiştir.
Iraklı ünlü İslam bilgini Ebû Senâ Şihabeddîn Mahmud el- Alusî (1802 - 54), vefâtından dört yıl önce, 1850 yılında tamamladığı "Tefsîr'ul- Rûh'ul- Meanî" adlı ünlü eserinde, Peygamber Efendimiz (saw)'in mübârek Ashâb-ı Kirâm'ı arasında Kürt sahabe Caban el- Kurdî'den bahsetmekte, Caban el- Kurdî (ra)'nin yine kendisi gibi sahabe olan Meymun adlı bir oğlunun da olduğunu belirtmekte, Meymun el- Kurdî'nin künyesinin "Ebû Buseyr" olduğunu kaydetmektedir.
El- Alusî bu bilgileri aktarırken, kaynak olarak, 14. - 15. yy'larda yaşamış ve kısaca İbn-i Hacer adıyla tanınan Mısırlı ünlü hadis bilgini El- Hâfız Ebû'l- Fazl Ahmed bin Ali bin Muhammed Şihabeddîn el- Kinanî el- Asqalanî (1372 - 1449)'ye ait olan "El- İsabe fî Temyîz el- Sahabe" adlı ünlü eserine dayanmaktadır.
Mısırlı hadis bilgini İbn-i Hacer tarafından 15. yy. başında kaleme alınan "El- İsabe fî Temyîz el- Sahabe" adlı meşhur eserde, ayrıca Allâh Resûlü (saw)'nün Kürt sahabeler tarafından rivayet edilen hadislerine de yer verilmektedir. Kürt sahabelerin Hz. Muhammed (saw)'den rivayet ettiği hadislerin dikkat çeken en ilginç yönü, bunların genelde evlilik, nikâh ve benzeri konularla ilgili olmasıdır. Yalnızca bu nokta bile, bu Kürt sahabelerin, Peygamber'in çok yakınında ve sırdaş derecesinde güvenilir dostları olduğunu göstermektedir.
Meşhur hadis kitaplarından biri olan "Cem'ul- Fewaîd" adlı eserde, Meymun el- Kurdî'nin adı zikredilmekte ve O'ndan şu hadis nakledilmektedir (olduğu gibi paylaşıyorum): "Meymun el- Kurdî'den, o da babası Caban el- Kurdî'den: Allâh Resûlü (saw) buyurdu: 'Herhangi bir adam az veya çok bir mehir karşılığında içinde onu ödememe niyeti olduğu halde evlenirse, o kişi, kıyâmet gününde Allâh'a zinakâr olarak kavuşur.'" (Bkz. Muhammed bin Süleyman el- Rudanî, Cem'ul- Fewaîd, Çeviren Naim Erdoğan, cilt 4, sayfa 284, Ocak Yayıncılık, İstanbul 2003)
Helekî Hâfız Nureddîn el- Heysemî (vefâtı 1404) de, "Mecmâ'uz- Zewaîd" adlı eserinde, Suriyeli ünlü hadis bilgini Süleyman el- Taberanî (873 - 970)'nin "El- Mucem'ul- Ewsat" adlı eserinden aktararak bildirdiğine göre, sahabeden Ebû Hulde şöyle demiştir: "Bir gün Meymun el- Kurdî ile birlikte Malik bin Dinar'ın yanında idik. Malik (Meymun el- Kurdî'yi kastederek), 'Şeyh neden babasından bir şey anlatmıyor?' diye sordu. Sonra kendisine dönerek, 'Biliyorsun, senin baban Hz. Peygamber'in arkadaşıydı, O'ndan hadis duymuş bir kimseydi.' Meymun el- Kurdî cevap olarak şöyle dedi: 'Babam, bir şey fazla veya eksik söyleyecek korkusuyla bize Hz. Peygamber'den pek fazla bir şey anlatmaz ve Resûlullâh'tan 'Kim bilerek yalan yere bana bir söz uydurursa, cehennemdeki yerini hazırlasın' hadisini işittiğini, bunun için hadis rivayet etmekten çekindiğini söylerdi." (Bkz. Hâfız Nureddîn el- Heysemî, Mecmâ'uz- Zewaîd, cilt 1, sayfa 148; Gösterdiği kaynak: Taberanî, El- Mucem'ul- Ewsat, cilt 13, sayfa 471)
Ünlü hadisçi Taberanî, ayrıca hem "El- Mucem'ul- Ewsat" hem de "El- Mucem'us- Sağir" adlı eserlerinde, Kürt sahabelerden hadisler nakletmektedir. (Bkz. Taberanî, El- Mucem'ul- Ewsat, cilt 4, sayfa 380 / Taberanî, El- Mucem'us- Sağir, cilt 1, sayfa 114)
Hâfız el- Heysemî ise, Kürt sahabelerden nakledilen sözkonusu hadislerde, rivayet zincirindeki bütün isimlerin sağlam olduğunu söylemiştir. (Bkz. Hâfız Nureddîn el- Heysemî, Mecmâ'uz- Zewaîd, cilt 4, sayfa 132)
19. - 20. yy'larda yaşamış olan ünlü Kürt tarihçi ve devlet adamı Muhammed Emin Zeki Bey (1880 - 1948) de, bundan 100 yıl önce kaleme aldığı "Kürt ve Kürdistan Ünlüleri" adlı değerli eserinde, Peygamber Efendimiz'in sahabeleri olan Caban El- Kurdî ile oğlu Meymun el- Kurdî'yi "Kürt ünlüleri" arasında saymaktadır. (Bkz. Muhammed Emin Zeki Bey, Kürt ve Kürdistan Ünlüleri, Çeviren M. Baban- M. Yağmur- S. Kutlay, sayfa 86, Öz-Ge Yayınları, Ankara 2005 / ayrıca bkz. Muhammed Emin Zeki Bey, Kürt ve Kürdistan Ünlüleri, Çeviren Vahdettin İnce, sayfa 86, 124 ve 369, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2010)
Aynı şekilde, Konya Necmeddin Erbakan Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bekir Biçer (doğumu 1963 Çorum) de, 2012 yılında kaleme aldığı "İslam Tarihi Kitaplarında Kürtler Hakkındaki Rivâyetler" adlı makalesinde, pek çok Tefsir ve Hadis kitaplarına dayanarak, Resûl-i Ekrem (saw)'in arkadaşı Kürt sahabelerin bulunduğu bilgisini aktarmaktadır.

5 Ocak 2017 Perşembe

Mizgînî!!! GUNEY KURDISTAN HUKUMETI VE PKK SENGAL KONUSUNDA ANLASMAYA VARDI

PKK’ye yakın bir isim, Kürdistan Bölgesi’yle PKK’nin Şengal’den çekilme noktasında anlaştıklarını söyledi.
Rûdaw’a konuşan PKK’ye yakınlığıyla bilinen siyasetçi Muhammed Emin Pencwini, “HPG’nin Şengal’den çıkmasıyla ilgili Kürdistan Bölgesi’yle PKK anlaşmaya vardı. Daha önce Sayın Karayılan da Şengal tehditten tamamen kurtulduğu zaman çekileceklerini söylemişti” dedi.
Emin, “Şengal’de sadece YBJ ve YBŞ güçleri kalacak. Bu iki güç bölgedeki Ezidilerden oluşturulmuş ve Ezidileri korumak için varlıklarını sürdürüyorlar. İki taraf arasında diyalog devam ediyor” ifadesini kullandı.
Rûdaw’ konuşan Hükümet Sözcüsü Sefin Dizayi, PKK tarafından olumlu yanıt aldıklarını belirterek, “Sadece çekilme mekanizmasını konuşmak kaldı” dedi.
Dizayi ayrıca, “IŞİD’in saldırdığı dönemde Peşmerge Güçleri’ne yardımcı oldukları için PKK’ye teşekkür ederiz” dedi.
Not:kurdistan ulusal birliğinin saglanmasi ve kurdler arasi birligin saglanmasi temelinde atilan her adim kutsaldır...

26 Nisan 2015 Pazar

Devletleşmek, sadece Kürtler için mi kötü?  

17 Nisan 2014 Perşembe 17:13
“Devlet kötüdür, devlet istemeyiz, Kürtlerin devleti olmamalıdır, başka bir alternatife ihtiyacımız var!”demeyi, yurtseverlik veya “Kürt halkına dostluk” sananlara birkaç kısa sorum var:
Kürt devletini/federasyonunu “veba” ilan edenler, Güneybatı Kürdistan’ın 3 kantona bölünüp “özerklik” ilan etmesini neden kutluyorlar?
Elbette ki Güneybatı Kürdistan’daki Kürtlerin dün nüfus cüzdanından mahrum olarak yaşadıkları, adeta insan yerine konmadıkları dönemden sonra, herhangi bir siyasi statüye kavuşacak olma ihtimali bile adalet duygusuna sahip her insan evladını mutlu eder; bu tartışmasız bir gerçek.
Fakat Suriye’nin bütünlüğünü savunup “bağımsız devlet veya federasyon istemiyoruz” dedikten sonra özerkliği zafer olarak ilan etmenin anlamı nedir?
Kürt yurtseverleri şu soruyu kendilerine sormalı ve cevabı başkalarında değil; kendi vicdanlarında bulmalılar: Rojava`da bağımsızlık yanında çok çok daha geri bir siyasi statü olan özerkliği talep etmenin anlamı nedir? Üstelik daha fazlasını da edinebileceğimiz tarihi bir fırsat yakalamışken.
Peki ya Kürt halkını bağımsızlık/devlet taleplerinden soğutma kampanyasına destek olan “uzman”lara ne demeli? Bu çevrelerin sürekli tekrarladıkları slogan şu: “Kürtler bağımsız devlet istemesin, milliyetçilik devri bitti!”
Eğer bağımsızlık için ulusal/uluslar arası şartlar henüz hazır değilse, elbette ki başka alternatifler (federasyon gibi) düşünülebilir ve savunulabilir. Burada önemli olan, Kürtleri bir ülkeye sahip olma fikrinden soğutmamak, o umudu öldürmemektir.
Bir ulus için bağımsızlık istemenin en büyük gerekçesi, o ulusu işgalci ve sömürgecilerden korumaktır. Ki bu ulus, senelerdir işgalcilerin her türlü zulmüne tanık olmuş Kürtlerse, bu bir gerekçeden de öte; bir insanlık görevidir.
Sadece hak ve hürriyetlerini istedikleri için o kadar çok Kürt katledildi ki sömürgecilerin tek bir Kürd’ü bile elimizden almasına tahammül edemeyiz artık.
O yüzden bağımsızlık için şartlar henüz gelişmemişse, zamana ve uluslar arası desteğe hala ihtiyacımız varsa eğer; yapılması gereken, bağımsızlık talebinin ertelenmesidir; sözünü ettiğimiz çevrelerin yaptığı gibi yok edilmesi değil.
Yani nedir bu sürekli Kürtlere bağımsızlığı ve devleti öcü gösteren, onları bu idealden, bu umuttan uzaklaştıranların derdi?
Neden Kürtlerin bir ülkesi olsun istemiyorlar?
Eğer devlet bu kadar kötüyse - ki Orta Doğu’da Kürtlere hükmeden devletler kötüden de öte, canavardır – neden gidip yıllardır Kürtleri katleden Türk, İran, Suriye ve Irak devletlerine karşı diklenmiyorlar?
Orta Doğu’nun tüm bu totaliter, teokratik, despot devletlerinin yanında, Kürtlerin özgür ve demokratik bir ülkeye sahip olmaları neden kötü olsun?

Kürtlerin devlet sahibi olmamasını kendilerine amaç edinmiş çevreler, Büyük Kürdistan’ın özgürleşmiş tek parçası olan Güney Kürdistan’ı ısrarla ve inatla itibarsızlaştırmaya çalışırken, Irak hükümetini neden hiç eleştirmezler?
Devletin ne denli kötü olduğunu, neden sadece henüz ortada bile olmayan Kürt devleti söz konusu olduğunda hatırlarlar?
Dünyanın tüm devletsiz, ezilen ulusları bağımsız bir devlete sahip olmak için ellerinden geleni yaparken, neden Kürtleri bir ülke sahibi olma idealinden yabancılaştırmaya çalışırlar?
O pek dâhiyane “devletsiz” çözümlerini neden Filistinliler, Basklar, Katalanlar, Uygurlar, Çeçenler, Kırımlılar gibi başka halklara da önermezler? Neden?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Filistin’e "gözlemci devlet statüsü" verildiğinde ve Filistin ilk kez BM’de oy kullandığında bayram edenler, aynı şeyi neden Kürtler için istemezler?
Mazlum ulusların özgürleşmesi için yakaladıkları fırsatlar nadirdir, tarihidir; kesinlikle kaçırılmamalıdır.
Ayrıca milliyetçiliğin veya ulus devletlerin sonunun geldiği gibi bir durum da söz konusu değildir.
İskoçya, geçen yıl İngiltere'den bağımsızlık yoluna doğru bir adım daha attı; ülkenin geleceği için ‘hedef tanımı’ bildirisinde bağımsızlık planını ilan etti.
Yine Katalonya, 9 Kasım 2014'te bağımsızlık yanlısı bir referandum yapma kararı aldı.
Bu iki bölgenin bağımsızlık için ihtiyaç duyduğu altyapı, Kürdistan’a göre elbette daha gelişmiştir. Ama Kürtler için devlete ve federasyona karşı olanlar yüzünden, Kürdistan’ın o kadar gelişememe, fikirsel ve altyapısal anlamda bağımsızlığa hazır olamama riski vardır.
İskoçya ve Katalonya eğer bugün bağımsızlığın eşiğine gelmişse, bunu “devlet istemiyoruz, devlet kötüdür, biz işgalcilerimizle kardeş kardeş yaşarız” diyerek elde etmediler.
Kürtler, dünyada daha fazla itibar ve onay kazanmak istiyorlarsa, daha tutarlı olmak ve kendi kaderini tayin hakkını talep etmek zorundalar.
Her yıl fikir değiştirerek, “ekolojik toplum”, “sınırların anlamsızlaştığı konferedal yapı” gibi muğlak ve soyut taleplerle değil; ayakları yere basan, güçlü, gerçekçi taleplerle dünyanın karşısına çıkmalılar.
Sürekli fikir değiştirdiğimiz ve mitolojik, romantik talepler dile getirdiğimiz sürece, dünyanın onayını ve desteğini yeterince kazanamayız; İskoçya ve Katalonya’nın geldiği seviyeye de gelemeyiz.
Kürt halkı, devrimci ve direnişçi bir halktır. Güçlü ve kararlı bir halktır. Bunun çok iyi farkında olan Türk devleti, Kürtlerin devrimci potansiyelini; gerçekdışı, hayalî ve dünyada henüz uygulanmamış projelerle yok etmeye çalışıyor.
Orta Doğu’da en büyük devrim, kuşkusuz ki Kürdistan’ın özgürleşmesiyle olacaktır. Kürtler için ve vicdan sahibi tüm insanlık ailesi için günümüzde bundan daha büyük bir devrim olamaz.
Bu devrimin gerçekleşmesini önlemek için devlet, Kürtlerin dikkatini ulusal özgürlük ve bağımsızlıktan alıp, “ekolojik-cinsiyet özgürlükçü-konfederal” vs. projelere, “sınırların gereksizleşmesi-anlamsızlaşması”, “tüm Orta Doğu’nun demokratikleşmesi” gibi belirsiz, onlarca yıldır devlet sahibi olan toplumların bile henüz gerçekleştiremediği planlara yoğunlaştırıyor.
Çünkü somut talepler dile getirmeyen, dünya gerçeklerinden kopuk bir Kürt devrimci, devlet için ne kadar tehdit olabilir ki?
Yukarıda saydığım projeler elbette ki değerli, insani yönü yüksek projelerdir. Çevrenin korunduğu, kadın haklarının kollandığı, çocukların güvende olduğu bir düzeni istemek, elbette kişinin büyük yürekliliğinin, duyarlılığının de göstergesidir.
Ama bunu isterken ve düşlerken, tüm bunları kendi yönetimimize yani federasyon ya da devlet gibi yüksek bir siyasi statüye sahip olmadan nasıl başarabileceğimizi de düşünmeliyiz.
Kendi ülkesini ya da federal yönetimini istemeyen bir toplum, hala Türk, Arap ve Fars yönetimlerine bağlıyken bu projeleri nasıl gerçekleştirebilir?
Daha geçtiğimiz aylarda Ankara Sincan Cezaevi’nde Kürt çocuk mahkûmlara uygulanan işkenceyi basından okuduk.  İnsan hakları örgütleri, bu haber karşısında ayağa kalktılar; yürüyüşler ve basın açıklamaları yaptılar. Ama sonuç ne? Çocuklarımız hala cezaevlerindeler; hala işkence ya da işkence tehdidi altındalar.
Çocuk mahkumlara bile işkence ve tecavüz etmekten yılmayan, utanmayan,  verilen tüm tepkilere aldırmaksızın işkenceyi adeta bir hobiye dönüştürmüş devletlere bağlı kalarak “ekolojik-cinsiyet özgürlükçü-konfederal yapı” yı kurabileceğimiz görüşünü destekleyenlere, tekrar ve tekrar, Türkiye, İran, Irak ve Suriye cezaevlerine bakmalarını öneriyorum.
Dostoyevski, “Bir toplumun uygarlık seviyesi, hapishanelerine girince anlaşılabilir” demişti.
Kürtlere hükmeden devletlerin cezaevleri, bize bu devletlerin medeniyet seviyeleri hakkında ne söylüyor? Kürtler, sonsuza dek, bu seviyeye mi mahkûm olmak istiyorlar?
Kürtler, dünyanın en çok işkence ve katliama uğramış halklarındandır. Ve bu halkın çocukları, özgür ve güvenli ülkelerine bir gün elbette kavuşacaktır. Tüm bu oyun ve hilelere inat…